Yirmi dördüncü bölüm, ülkenin biniciliğinde eğitimle ilgili meseleler ve sorunlar üzerine Masoud Makari Nejad ile söyleşi.
خلاصه
Dörd Nal Radyosu’nun yirmi dördüncü bölümünde, Mohsen Pourheidari, Binicilik Federasyonu Antrenörler Komitesi Başkanı Masoud Makarinejad ile İran’daki binicilik eğitimindeki zorlukları ve sorunları ele almıştır. Makarinejad, profesyonel antrenör eksikliğine ve altyapı sorunlarına işaret ederken, antrenör sayısının 150’den yaklaşık 700’e yükseldiğini, ancak hâlâ daha iyi yönetime ve uygun bir bilgi sistemine ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, antrenörlükte pratik deneyimin önemine ve binicilerin gelişimi için eğitim kliniklerinin düzenlenmesi gerekliliğine dikkat çekmektedir. Spor Bakanlığı’nın biniciliğe yeterince önem vermemesi gibi sorunlardan söz ederek ve antrenörlerin federasyonla iş birliği yapmasının gerekliliğini vurgulayarak, Makarinejad sürekli eğitimin ve kıdemli isimlerin deneyimlerinden yararlanmanın önemini öne çıkarmaktadır. Bu röportaj, antrenörlerin denetlenmesinde mevcut sorunları ve onlar için kimlik kartı bulundurulması ihtiyacını da ele almakta ve bu alandaki eğitim sisteminin zorluklarına işaret etmektedir.
موضوعات کلیدی
- Binicilik eğitimi
- Atlama atı
- Dresaj
- Binicilik antrenörlüğü
- Binicilik kulüpleri
- Çögan
- Antrenörler Komitesi
- Antrenörlük sertifikası
- At bakımı
- Federasyon denetimi
- Eğitim kliniği
- yerel atlı spor
- Antrenörlerin deneyimi
- Uluslararası belge
- Federasyon eğitimi
متن کامل گفتگو
Merhaba, ben Mohsen Pourheidari ve sizler Radio Chahar Naal’ın birinci sezonunun yirmi dördüncü bölümünü dinliyorsunuz.
Verdiğim söz gereği, at topluluğu ve binicilikte son derece önemli olan eğitim konusunu konuşmak için, aynı zamanda Binicilik Federasyonu Antrenörler Komitesi Başkanlığı’nı da yürüten değerli Masoud Makari-Nejad’dan Radio Chahar Naal’a konuk olmasını rica ettim ve kendisiyle eğitim konusunu konuşacağım. Bence dinleyeceğimiz oldukça ilgi çekici bir sohbet olacak; umarım siz değerli Radio Chahar Naal dinleyicilerinin zihninde düşünce ve soru üretir ve doğru yöne doğru ilerlemenize yardımcı olur. Siz değerli radyo dinleyicilerinin hepsinden, görüş ve eleştirilerinizle Radio Chahar Naal’ın yolunu daha da aydınlatmanızı rica ediyorum ki gelecekte daha büyük işler yapabilelim. Gelin, Radio Chahar Naal’ın yirmi dördüncü bölümünde değerli Masoud Makari-Nejad ile birlikte olalım. Yüce Yaratıcı’nın adıyla; Radio Chahar Naal’da bir story’de verdiğim söz gereği, bugün ustad Masoud Makari-Nejad’a rahatsızlık verdik. Ya da aslında Makari-Nejad’a, evet.
Ve kendilerini programın konuğu olmaya davet ettim; binicilik eğitiminin önemli ve geniş kapsamlı konusunu, aslında İran genelindeki düzeyde konuşmak için. Şimdi, Sayın Masoud yaklaşık 10 yıldır Antrenörler Komitesi’yle ilgileniyor sanırım. Umarım iyi bir sohbetimiz olur ve dinleyicilerimize fayda sağlayacak uygun bir sonuca ulaşırız. Buyurun, emrinizdeyim. Ben de size ve değerli izleyicilerinize selamlarımı sunuyorum. Sizin ve programın kıymetli dinleyicilerinin hizmetinde ikinci kez bulunmaktan mutluluk duyuyorum. Sayın Mohsen, ben de emrinizdeyim. Hadi soruları soralım. Bir sorunuz ya da benim açıklamamı istediğiniz bir konu varsa, emrinizdeyim. Tam olarak yaklaşık 10 yıldır Antrenörler Komitesi Başkanı’sınız; yani yanlış hatırlamıyorsam Sayın Tabesh zamanında bu görevi devraldınız. Hayır, Tabesh döneminde değil, Sayın Heidari döneminde.
Heidari’nin vekâlet dönemlerinde bu göreve ben Antrenörler Komitesi’nin bir üyesi olarak girdim. Komite başkanı o zaman sanırım Sayın Ezzatollah وجدانی idi. Tam olarak hatırlamıyorum ama Dr. Khalili gelip federasyonun başına geçtiğinden beri Antrenörler Komitesi’nin sorumluluğu bana verildi. Elbette ben her zaman söylediğim gibi bu görevde başkan olarak değil, işleri çözüp sonuçlandırmakla yükümlü biri olarak bulundum. Bu yıllar boyunca bir gruptuk.
Ustalar Shahrokh Moghadam, Ustad Hossein Fekri, Ustad Bab Al-Havaji, Faramarz Babel Havaji ve Ustad Maziar Jamshidkhani’den oluşuyordu; ayrıca bir süre Melika Arabi Hanım da komite üyesiydi ama varlığından pek yararlanamadık. Fakat bu komitenin yükünü bu yıllar boyunca toplamda bu dört beş kişi taşıdı ve şimdi herhangi bir şey yapılmışsa gerçekten işbirliği ve koordinasyon olmadan.
Gerçekten bu dostların bu komitede verdiği emekler olmasaydı, hiçbir şey mümkün olmazdı. Çünkü şimdi başlamadan önce bir açıklama yapmam gerekiyor. Binicilik Federasyonu’nun hiçbir kulübü yok, kendisine ait hiçbir özel alanı yok; yani kendi kullanımında olacak uygun bir mekânı yok. Bunu tüm binicilik camiası biliyor; dersler de kulüplerde yapılmasından ziyade, ilçelere gittiğimizde oradaki heyetler de genellikle kulüp...
Kendilerine özgü değildir ve özel kulüplerdir. Şimdi bazı illerde iyi bir kulüp yapılmış, şartlar sağlanmış; ama bazı illerde mesela bu sınıflarımız için şartlar çok kötü. Düzenlediğimiz eğitim sınıfları var ama sanırım bu yıllarda en fazla sınıfımızı Tahran eyaletinde, şimdi kulüpler komitesinde ben ve arkadaşlarım faaliyet gösterirken kurduğumuz ilişkiler sayesinde, yani kendi kişisel ilişkilerimizle, düzenledik.
Diyorlar ki bu çocuklar kendi kuponlarını yakıyorlardı, o alanı kullanmak, o kulübün atlarını kullanmak için ve siz de bilirsiniz, bir sınıf için ortam oluşturup sınıfınızın olması kolay değil; teorik sınıf açılabilir, sonuçta bir salonda 20 ila 30 sandalye koyup bir ortam sağlayabilir ve teorik bir eğitim sınıfı yapabilirsiniz ama uygulamalı sınıflarda mutlaka at sayısı da önemlidir; en az dört beş at olması gerekir ki diğer çocuklar gidip binmesin, kendi kulübünün çocukları binsin ve...
Bu alanı sağlamak gerçekten bu yıllarda çok zordu. Tahran’a bakın; mesela Bam Kulübü’nde pazar gününden cumaya kadar, hangi gün isterseniz ve çoğu saatte çalışmak isteseniz, sonuçta yoğun oluyor; bunu yapamayız. Sonra Hüseyin’den beklentimiz var, mesela kulübün gelip özel bir engel tahsis etmesini bekleyemeyiz. Biz genelde cumartesi günlerini, kulüplerin kapalı olduğu gün olan cumartesiyi, sınıflarımız için kullanmaya çalışıyorduk; bu da ikinci bir sorundu.
İşçiler hep dinlenme günleri olduğu için istemiyordu, bilmiyorum, restoranlar kapalıydı; kulüplerde çalışma alanı yoktu, tekrar düzgün bir şekilde çalışılamıyordu ve bu bizim için büyük bir problemdi. Cumartesileri çalışmak istediğimizde bazı sorunlar yaşıyorduk, hafta içinde de yine bazı sorunlarımız oluyordu; ama burada gerçekten bu yıllar boyunca bizimle işbirliği yapan kulüp yönetimlerine teşekkür etmek istiyorum. İlk başta ben vardım, Sayın Malklu o yıllarda benimle çok işbirliği yaptı.
Ve şimdi koşullar belki iyi, biz de yardım ediyorduk; mesela bir salon vardı, dedim ki gel burada kullan. Ama elimizde imkân yoktu; masa ve sandalye temin edebildik. Hatırlıyorum, o gün Sayın Muhammed Sazvar yardımcı oldu; kolçaklı, üniversite tipi, okullar için olan bazı sandalyelerden yaklaşık 30 tane vardı; bir kulüpteydiler, kendileri bana kullanın diye teklif ettiler, biz de kullandık. Gerçekten çok büyük bir yardımdı; gelip yerleştirdiğimiz bu kadar sandalye ile yaklaşık yedi ya da sekiz dönemi...
O yıllardaki antrenörlük sınıflarını Abriş Kulübü’nde bu şartlarla düzenledik; elimde olan manejde neredeyse orada ve bir başka antrenörle ortak çalışıyorduk, ama o arkadaşlar da işbirliği yapıyordu; o saatlerde maneje gelmiyor ve bu alanı bize bırakıyorlardı. Bunu elde etmek ve sahip olmak gerçekten zordur; bu imkânları kolayca, masrafsız kullanamazsınız. Eğitim sınıfları için federasyonun ve federasyonun şartları yoktu. Gerçekten bu yıllarda bir sınıf düzenlendiyse, özellikle Tahran’da.
Daha önce size anlattığım bu koşullar dışında bir şey olmadı; hep kulüplerin iş birliğiyle, özel sektörle ve farklı kulüplerdeki dostlarımızın desteğiyle oldu. Mesela bir zaman, topluluk kulübünde bir zaman ayarlayıp ders yaptık; derslerimizden birini de Arias kulübünde yaptık. O zaman Ağa Faramerz orada çalışıyordu ve Saye de onunla konuştu; o dönemde Arias kulübünün yönetimi onlardaydı ve iş birliği yapıldı.
Genel olarak, dostlarımızın bana bu yıllar boyunca gösterdiği lütuf sayesinde, mesela onlara bir şey dediğimde hayır, bu yıllar içinde bana hayır demediler; “koşullarımız yok” demek istemediler ya da gerçekten iş birliği yapıp koşulları sağladılar. Bu da pek çok kişinin bilmediği bir nokta olabilir.
Yani bu dersler nasıl düzenleniyordu ve bu derslerin yapılması için hangi koşulları sağlamamız gerekiyordu? İlçelerde de Tahran’da da hüküm süren şartlar nedeniyle bazen derslerimizi uzatmak zorunda kalıyorduk. Mesela dersleri arka arkaya yapamıyorduk; çünkü belki bir ay içinde kulüpten yalnızca bir gün alabiliyorduk. Bu şartlar sağlamak içindi ya da mesela ilçelerde.
Yine mesela ilçelerde bazen gidiyordunuz ve eğitim açısından hiçbir koşul yoktu. Olanakları sağlamak da belki bir süre alıyordu; mekânı hazırlayabilmemiz ve onlarla ne istediğimiz konusunda görüşebilmemiz, engelimizin nasıl olması gerektiğini konuşabilmemiz, şimdi sulama sağlanması, gerekli atın temin edilmesi gerekiyordu. Mesela birkaç yıl önce Sari’de sanırım antrenörlük eğitim klinikleri ya da merkezî bir program düzenlemeye karar verilmişti. Arka arkaya üç gün ben, Moghaddam Bey, Bab-ol-Hojaji ve ben gittik.
Ve şimdi gidip gelme şartlarımız ayrı bir meseleydi; araç organizasyonu bir hikâyeydi, ama üç gün boyunca bir salona gittik; örneğin toplantı salonu, sanırım valiliğe mi yoksa kaymakamlığa mı aitti, teorik konuşma yaptık. Uygulamalı ders şartları sağlanmadı. O üç gün boyunca şehir merkezindeki hoca, Arak’ta o zaman öyle bir kulüp yoktu ki yani var demişlerdi ama ders yaklaşınca sanki bir problem çıkmıştı ve o kulüp heyetle iş birliği yapmamıştı. Tam olarak ne olduğunu hatırlamıyorum ama.
Gerçekten düşünün, üç günün en az iki gününde, yani iki yarım gün ve bir gününde mutlaka uygulamalı çalışma yapmamız gerekiyordu; yani kliniklerimizde bunu herkes bilir. Klinike gidenler, sen de gidip kliniklerde ders verdiğin için bilirsin ki bunun çoğu uygulamalı çalışmadır. Biz mesela uygulamalı çalışma alanı koşullarını bize sağlayamamışlardı ve biz üç gün oturup sınıfta konuştuk; yani o salonda çocuklara konuştuk. Bu da elbette işimizin verimini düşürüyordu. Ben kendim biliyordum ve.
Sonra maalesef o ders uzadı. Sonlara doğru ancak iki üç yıl sonra bu işi Merkezî eyalette toparlayabildik; ama doğal olarak bu meseleye dâhil olan çocukların beklentileri vardı: Neden işlerimizi geciktiriyoruz, neden hep bu şeyleri duyuyorum, neden süreçler uzuyor? Ama öbür taraftan bakmıyorlardı; kendileri o eyalette bu işin içindeydi ama bakmıyorlardı ki biz bu şartlarla gitmek zorundayız. Şartlar yoksa, biz bu şartları kendimiz yaratamayız ki.
Mesela Ahvaz’da biz o bölgeye gidip antrenörlük eğitimi kursu düzenledik, kliniklerimizi tamamladık; örneğin bir süre uzadı, hava bozuldu, gidilemiyordu, çok fazla kirlilik vardı, şartlar vardı, çocuklar zaten gitmiyordu. Bizimle iş birliği yapan hocalardan, sınavımız için bunlardan koordinasyon sağlamalarını istedik; federasyon Eğitim Komitesi sorumlusu koordinasyon sağlasın ya da arkadaşlar Tahran’da yatılı olsun diye ayarlansın.
Çocuklar gelsin, yurdu kullanabilsinler diye ayarlamak; mesela gece kalmak isterlerse, dedik bizim yanımıza gelsinler, mesela 10 kişi, 15 kişi otobüsle; şimdi şartları nasıl sağlarsanız sağlayın, kurul yardım etsin, Tahran’a gelsinler, biz sınavınızı Tahran’da yapalım ki bu iş toplansın, mümkünse şartları sağlayabiliriz; Tahran’da dediler ki hayır, biz yapamayız, işimiz var, gelemeyiz. Mesela, bu şartları biz sağlayabilir, bu iş gerçekleşebilirdi; hayır, onlar iş birliği yapmadılar. Sonra bu sınıf ve sınav belki bir yıl, bir buçuk yıl sürdü, öyle düzenlenebildi.
Pratikte siz şehir dışındaki çocuklara, mesela antrenörlük sürecini sorarsanız, hepsi uzadığı için şikâyetçidir; ama öte yandan bazılarını dinlersiniz, derler ki vay, ne kadar çok antrenörlük kursu düzenliyorsunuz, ne oluyor, ne olmuş, ne yapmalıyız, siz ne yapmak istiyorsunuz bu memlekette, özetle. Ama işin içinde olduğunuzda, konunun özüne girip çalışmaya başladığınızda, fiilen anlarsınız ki şartlar öyle bir noktadadır ki ülkenin, işi bilen bir dizi antrenöre ihtiyacı vardır; mesela benim belge sahibi olmam benim için hiç önemli değildir.
Bu 8-9 yıllık süreçte, bu komitenin sorumluluğunu bana verdiler; Sayın Dr. Halili ve ben de bu durumda kaldım, işte bu sürede fiilen vardığım sonuçlardan biri şuydu: Bu sürecin uzaması, antrenörlerimizde eğitimin iyileşmesine çok yardımcı oluyordu. Yani bunlar mesela bir yıl boyunca bu derslerle meşgul oluyorlardı, unutacakları bir şey değildi; sürekli çalışıyor, pratik yapıyorlardı ki mesela.
Bir ay sonra sınava girmek istediklerinde hazır olsunlar; belki kendileri de bunu düşünmemişlerdi ama bu sürecin uzamasıyla meşgul olmaları, bunların sürekli çalışmasını, kendilerini güncel tutmasını, işin içinde kalmasını ve sınavda başarılı olmak için çaba göstermesini sağlıyordu. Ondan sonra biz sınavı yaptığımızda, ilk derslerden girişleriyle, ya da başlattığımız bu kliniklerden sonra, örneğin giriş testi aldığımızda ve ardından 4 günlük dersler ile final sınavına kadar, gerçekten tamamen farklı olduklarını görüyorduk.
Bu çocukların konuşma tarzı, çalışma biçimi, bilgileri; geldikleri zamana kıyasla, belki şartlar uygun olsaydı federasyonun merkezi bir kulübü olurdu, merkezî olurdu ve derdik ki hızlı hızlı, her hafta gelsinler, 45 gün klinik yapsınlar, sonunda sınav alalım, sonra gitsinler; mesela 4 günde belki bir ay içinde biterdi, belki bunlar...
Sonrasında bilimsel yükleri o kadar olmazdı; fiilen sonucunu ben çocuklarda ve belki kendilerinde, bunu her kim kontrol ederse, belki bu meseleyi fark edebilir. Yani senin demek istediğin, o aranın sıradan bir yardım olmadığı; bana göre özellikle şehir dışındaki birçok arkadaş için büyük bir yardımdı, şimdi Tahran’daki çocuklar hariç.
Kendileri meşguldür, daha çok çalışırlar; kulüplerinde görmeleri gerekir, görürler; biniciliğin gününü nihayet bilirsin, bir kenara koyarsak mesela ben her zaman derim ki eğitim için en önemli şeylerden biri, bir antrenörün yanında bir süre çalışmanız gerektiğidir ve bu, geleceğiniz için size çok yardımcı olur; birçok probleminizde, birçok sorunuzda belki sormadan cevap alırsınız. Aklınızda sorular varsa, bir antrenörün yanında durduğunuzda, şimdi eğitimlerinde ve işlerinde deneyimli ve işin ehli birinin yanında, sormadan soruların cevabını kendiniz alırsınız. Ve bu.
İşte bu Tahran’da oluyor, İsfahan’da ne kadar oluyor, son zamanlarda Meşhed de öyle, Hemedan da öyle; ancak profesyonel binici olmayan bazı şehirlerde iş çok ilkel ve düşük bir seviyede yapılıyor. Orada antrenörlük yapmak isteyen o çocuklar gerçekten bu deneyime sahip değiller artık; ve tabii bazen bu süreç onları çok yardımcı oluyordu, özellikle o tip insanlara. Genel olarak da amacımız, şimdi bir başka açıklama da vereyim; çünkü bazen bu kadar sayıdan söz ediyorlardı.
Bana göre, elimdeki istatistikler ülke genelinde yaklaşık 700 belgeli antrenörümüz olduğunu gösteriyor. Önceden sayı çok azdı, belki 140 ila 150 kişi civarında. Ama biz bu birkaç yılda yaklaşık 550 kişi ekleyebildik. Elbette ayrıntıları tam olarak bilmiyorum, çünkü sorunlarımızdan biri Federasyonu düzgün yönetemememiz ve antrenörlerin bilgilerini içinde tutabileceğimiz uygun bir site tasarlayıp planlayamamamızdı. Öyle ki, biri arama yapmak istediğinde adımı yazabilsin ve hangi belgeye sahip olduğumu, ne kadar çalıştığımı ve nasıl bir özgeçmişim olduğunu görebilsin. Her Federasyonun bu bilgileri kendi sitesinde bulundurması gerekir ki antrenör sayısını belirleyebilsin ve kaç uluslararası belgeli, ikinci derece ve üçüncü derece antrenör olduğunu bilsin.
Bu, Federasyondaki zayıflıklarımızdan biriydi ve uygulanması gerekiyor. Umarım bu en kısa zamanda olur; böylece atçılık sistemine girmek isteyen biri olarak, Federasyon sitesinde basit bir aramayla, yaşadığım yere yakın bir kulüpte çalışan antrenörün gerçekten uluslararası belgeye sahip olup olmadığını görebilirim.
Şu anda, çalıştığı kulüpteki antrenörün gerçekten belgeli olup olmadığını anlamak mümkün değil. Ancak başvurulabilecek güvenilir bir yasal merci varsa, orada arama yapılabilir. Bu hâlâ kurulmamış durumda ve çözülmesi gereken büyük bir sorundur. Bana göre, hâlâ ülke geneline kıyasla yeterli sayıda deneyimli ve belgeli antrenörümüz yok. Tahran dışındaki ve büyük şehirlerin dışındaki birçok şehir deneyimli antrenörlere ihtiyaç duyuyor. İyi antrenörler de bu şehirlerle az iş birliği yapıyor ve kendi şehirlerinden uzaklaşmak istemiyorlar.
Elbette hepsinin böyle olduğunu söylemiyorum; farklı şehirlerde çalışan ve gerçekten emek veren antrenörler de var. Ama gerçekten sayıları az ve o illerin deneyimli antrenörlere ihtiyacı var. Klinikler düzenlendiği zaman bu ihtiyaç daha fazla hissediliyor ve biz bu yıllarda geride kaldık. Bir diğer sorun da birçok profesyonel antrenörün bizimle gerekli iş birliğini yapmamasıydı.
Konuşmalarınızda Norouzabad Club ve Şehda Club’dan hiç bahsedilmedi; oysa bu kulüpler, Spor Tesisleri Teçhiz Kurumu’nun alt birimi olmadan önce Federasyon’a aitti. Ne yazık ki, sahip oldukları tüm imkânlara rağmen bu alanlar yeterince iyi kullanılmıyor. Şehda Club’da bir uygulamalı bilimler merkezimiz var ve bunu bazı teorik eğitim sınıflarını düzenlemek için kullandık. Zaman zaman Şehda Club’ı sınıflar için de kullandık, ama gerçekten aktif değil. Norouzabad’da da bir süre bazı uygulamalı dersler yapılıyordu, ancak oradaki şartları yeterince iyi değerlendiremedik.
Teçhiz şirketi yıllar önce bu alanların Federasyon tarafından kullanımını kısıtladı ve kendi idari çerçeveleri içinde hareket etmeleri gerekiyor. Şehda Club’ı kullandık, ama olması gerektiği kadar değil. Mesud, genç antrenörler hakkında söyledikleriniz konusunda şunu belirtmeliyim ki, Üstat Mohammadreza Shabanali’ye ait “çıraklık sanatı” adlı bir yazı var; bana göre güzel.
İlk gün teslim alıp çalışmaya başladığınız iş planı nasıldı? Hangi eksikleri ve boşlukları gördünüz ki doldurulması gerekiyordu? Biz İran’daki yaşam koşullarımızda her zaman sorunlarla karşılaşmışızdır; birçok şeyi kendimiz seçemeyiz. Arkadaşlarıma söyledim ki, bu yıllar içinde aldığım arabaların çoğunu ben seçmedim; şartlar öyle gelişti ki mecburen almak zorunda kaldım.
Komite sorumlusu olduğumda sistem çok gerideydi ve belgeli antrenör sayısı çok azdı. Sayın Haydari döneminde, deneyimi olan ve gerekli şartları taşıyanların giriş sınavlarına katılabilmesi ve başarılı olduktan sonra antrenörlük kurslarına devam edebilmesi için bir plan yapıldı. Ben de sınav yapan komitelerden birindeydim. Sanırım o zaman yaklaşık 400 kişi sınava girmişti ve İran’ın dört bir yanından Tahran’a gelmişlerdi. O dönemde Ordu Club...
Reza gerçekten Federasyon’la çok iyi iş birliği yaptı. O dönemde bize sınıf atlarından bir kısmını verdi ve kapalı alanlarını kullanımımıza açtı; biz de bunun yarısından Muhsen ile faydalandık. O zaman komitede iş birliği yapan kişilerden dört beş kişiydik; Sayın Wejdani, Sayın Üstat Habibi, Üstat Wejdani, ben, Mazyar Jamshidkhane ve sanırım Faramerz Babachi ile Sayın Fekri de oradaydı.
Komitedeki beş altı kişiyle aynı anda gelip durur ve çocuklardan onar kişilik gruplara hızla uygulamalı test yapardık. Sonra o 400 kişiden yaklaşık 200 küsur kişinin kabul edilmesine karar verildi. Bu, Sayın Haydari’nin Federasyon’daki döneminin sonlarında oldu; ardından seçim yapıldı ve Dr. Khalili Federasyon için seçildi.
Ben Dr. ile daha önceden üniversiteden tanışıyordum ve o da beni tanıyordu. Dr. bana başka bir görev önerdi, ama bana uygun değildi. Bu pozisyonların yaşıma uygun olmadığını söyledim ve hâlâ spor yaptığım, antrenör olduğum için idari sisteme giremeyeceğimi belirterek özür diledim. Ancak arkadaşlar biliyor ki, Dr. Khalili’nin seçimlere giriş için hazırladığı listede sekreterin ve örneğin iki üç başkan yardımcısının adını vermesi gerekiyordu.
Seçimlerden sonra, Sayın Kazemian sekreter oldu ve ben antrenörlük komitesinin sorumlusu oldum. İlk toplantıları yaptığımızda, önceki dönemde giriş testine girmiş çok sayıda kişiyle karşılaştık ve bir şey yapmamız gerekiyordu. Sayın Doktor başlangıçta karşıydı ve bu konuyu düşünüp başka bir plan sunmamız gerekiyordu. Bana göre, bir gün gelip test vermeleri ve belki de o kalabalıkta iyi olmayan birinin kabul edilmesi mantıklı değildi.
Doktorla konuştum ve federasyon kayıt yaptırdı. Sanırım o zaman kayıt ücreti 5000 toman idi. Kabul edilenlerin sayısının bir sonuca bağlanması gerekiyordu ve “kabul edildiler” diyemezdik. Kabul edilenlerin dört gün antrenörlük dersi almaları ve ardından teorik ve pratik sınava girmeleri için bir program uygulandı. Bundan sonra, antrenörlüğün tüm branşları için Spor Teşkilatı’nda genel dersleri geçmeleri ve sınav vermeleri gerekiyordu. Dersler ve sınavlar Spor Teşkilatı’nın gözetimindeydi ve tüm antrenörlerin belge alması gerekiyordu. Nihai sınavı geçmelerine ek olarak, antrenörlük belgesi düzenleniyordu.
Biz bu antrenörlük sürecine dahil olduk ve koşulları yönetmek zorundaydık. Başlangıçta bu kişileri hızla organize edebilecek bir durum yoktu. Yer ve kulüp bulmak için önce boş bir restoranın altında konuştuk ve sandalye koyduk. 30’ar kişi çağırmak zorundaydık ve sanırım bunun gerçekleşmesi 7 ya da 8 dönem sürdü. Uzun vadede, bu kişilerin belge alabilmesi için bir iki yıl geçtiğini düşünüyorum.
Yeni taleplerimiz vardı ve taleplerin tüm ülkeden geldiği, derslerde eğitim alacak kişi sayısının sınırlı olduğu koşullarla karşılaştık. Büyük hocalarımız federasyonla büyük bir iş birliği içindeydi ve komite üyesiydiler; gerçekten çok iyi iş birliği yaptılar. Bazen canla başla çalışıyor, uçuşların gecikmesi gibi zor koşullarla karşılaşıyorlardı.
İlçelerde ders vermek için, günde 8 saatlik çalışma karşılığı bir ücret ödüyorduk; ama gerçekte 22 saat dersle meşguldük. Mesela sabah 5’te uçuyorduk ve gecikme olmazsa zamanında varıyorduk; dersten sonra dönüş uçağı gece 11’di. Bu defalarca oldu ve uçuş gecikiyordu, biz de gece yarısına kadar meşgul oluyorduk.
Federasyonun hocalara eğitim için ödediği ücret kayda değer değildi ve insanların bunu yapabilmesi için ilgili olması gerekiyordu. Sisteme katkı sağlayabilecek birçok arkadaşımız iş birliği yapmadı ve çeşitli nedenlerle iş birliğinden kaçındı. Hocalardan biri için bilet aldık ve gece uçuşu sırasında gidemediklerini söylediler. Eski bir antrenörle, antrenörlük dersleri konusunda yardımcı olması için gelmesi hakkında konuştuk, ama...
İsterseniz siz de bir şeyler söyleyin ya da ben kenarda durup anlatayım; sadece sizin çalışmanızı görsünler çocuklar, doğru ve profesyonel lonzaj nedir diye. Önce hayır ve evet falan dediler, sonra tamam, geleceğim dediler ve ertesi gün öğlene kadar da iletişimdeydik; öğlen birden telefon kapanıyordu. Mesela ben mecburdum, çünkü ders verecek kimseyi bulamıyordum, kendim yapmak zorundaydım. Sonra mesela bu oluyordu. Mesela birinci gün ben vardım, dersim vardı; ikinci gün mesela sonraki ders Sayın Faramerz’indi, ondan sonra mesela Hüseyin Ağa Shahrokh’tu, sonra da Mazyar vardı.
Çalışıyordum, bir iki üç dönemden sonra birden gördük ki yavaş yavaş orada burada dolmuş; evet gördün mü ne olmuş, dükkân açmışlar, sürekli kendileri kendi kendilerine. Efendim siz benim dostumsunuz, siz bunu söylediğinizde bunu diyorsunuz, siz beni işin başına siz getirmediniz mi.
Siz o kişilerden biri değil miydiniz ki mesela o gün siz gelseydiniz ben o derse gitmezdim, iki gün sınıfa girmeme gerek kalmasın diye bana mesela ek olsun. Ben götürmüyorum, siz demeyin ama genel olarak söylüyorum; bu yıllarda gerçekten çok zorluk yaşadık ve başkası da olsa bana göre farklı değildir. Artık bir şey yapılamaz. Biz dışarıdan hoca getiremeyiz, bu dostları kullanmak zorundayız.
Bu dostlarla da gerçekten hakları var. Ben de onlara yüzde 100 hak veriyorum ki gerçekten bir anda hayatlarından, işlerinden, öğrencilerinden vazgeçmeleri için bir gerekçe yoktu. Öğretmenlik misyonudur artık, hani öğrenmenin zekâtı öğretmektir denir ya. Bana göre biraz haksızlık buna sebep oldu. Çok konuştum efendim, biz burada zekâtımız kadar öğretiyoruz.
Kendi yerimizde gelip de para almadan çalışan insanlar var, çalışıyoruz, işimizin zekâtını veriyoruz. Şimdi bu hikâye ilçelerde gerçekten çok daha fazla kendini gösteriyor. Yani siz de konuşmanızda belirttiniz, biz gerçekten ilçelerde temel konularda bile takılıp kalıyoruz. Şimdi diyorum ki gerçekten derdinizi anlatıyorsunuz, bunu çok seviyorum, dinliyorum ve şu.
Dersleri geçiriyorsunuz ve bu hikâyeler. Mesudcan, eğitim sisteminize dair bir eleştiri, üçüncü dereceden kursa gelenlere kıyasla çok az olmaları. Evet ve aynı şekilde bir.
Mesela neden ben, şimdi birkaç yıldır soru soran bir hocayla aynı belgeye sahip olayım? Benim üçüm var, onun da üçü var. Şimdi bunu kendi içimde şöyle oturttum: o adam her koşulda hocadır, belgesi onun yerinin neresi olduğunu belirlemez. Ama birçok kişi var ki onun belgesi bu, benimki de bu; ne fark eder ki bu eksiklik neden üçüncüden ikinciye ve ikiden birinciye bu kadar uzun sürdü? Bu da yine kişi eksikliğine, en önemli nedenlerinden biri de imkân eksikliğine bağlı. Bu meseleyi biraz açayım.
İlk zamanlarda konuşulduğunda antrenörler komitesinde ve federasyonda, biz üçüncü dereceyi geçip sonra seviyesini yükseltmek için dünya genelinde bir talep yapılması, gelip Birinci Seviye Uluslararası belge alınması planlanmıştı. Bu olay üç dört tur boyunca yaşandı. Bir dönem bunlardan önceydi, ben vardım ve 14 kişiydiler. Genellikle kursları artık Dünya Federasyonu düzenlediğinde 14 kişi, sanırım 78 yılı ya da o zamanlardı.
Dünya Federasyonu Birinci Seviye kursu düzenledi, İran 14 kişi isim verdi ve ben de o isimler arasındaydım; yani İsfahan eyaletinden davet edilmiş durumdaydım. Ondan sonra yıllarca olmadı, ta ki birkaç yıl öncesine kadar üç dört dönem düzenleyebildik; o kurslarda biz gerçekten oturup seçer, aktif olan, üst seviyede çalışan çocukları ayırırdık. Şeylerden biri de şuydu: mutlaka üçüncü dereceye sahip olmamız gerekiyordu.
Sonrasında faaliyetleri komite dikkate alıyordu; biz de üçüncü belgeye sahip antrenörlerin listesini önümüze koyup hakkında tartışıyorduk. O 14 kişiyi seçmek istediğimiz her seferinde gerçekten bir iki saat, üç saat, insan seçimi hakkında tartışılırdı; kimsenin hakkı yenmesin ve en aktif, öğrencisi olan, çalışmış olan çocuklardan antrenörlük alanında bu kursta en fazla sayıyı bulunduralım diye.
Şüphemiz de gerçekten kimsenin hakkı yenmesin diye buydu. Vallahi bizim de hassasiyetimiz çoktu, ben de bizzat vardı; bu meseleye çok yoğunlaştık, bu konuyu çok tartıştık. Sonra olan bir şeyde gördük ki, derece üç olanlar var; mesela o sınıfa gittiklerinde, o sınıf zaten jumping sınıfıydı, evet 1. uluslararası level’a kadar bazıları derece üçe sahipti ama jumping işi pek yapmamışlardı. Şimdi bunu doğrudan gönderip bunun kuralını sürdürmek isteseydik, daha önce bu eğitimi görmemiş olanların birden uluslararası seviyeye çıkması gibi bir zorlukla karşılaşacaktık.
Planlama yaptık ve dedik ki, artık gelin bir süre ara verelim ki farklı branşlar da gidip uzmanlık 2’yi alsın. Yani örneğin bende 3 var, şimdi polo çalışmak istiyorum, gidip polo için uzmanlık 2 alayım. Bende 3 var, dressajcı olmak istiyorum, dressaj antrenörü olmak istiyorum, gidip uzmanlık 2, uzmanlık alayım; jumping de aynı şekilde. Şimdi binicilik federasyonu çatısı altındaki branşlarda biz böyle bir dönem oluşturduk.
Karşılaştığımız zorluk şuydu: o zaman eğitim komitesinden sorumlu Bayan Molla Jafari vardı, gerçekten çok emek verdiler ve federasyonun eğitim sistemine her anlamda çok iyi bir düzen getirdiler. Sonra kendileri dediler ki, Gençlik ve Spor Bakanlığının bir kuralı var; bu çocukların seviye yükseltmesi için düzenlenen kliniklerden toplam 25 puan almaları gerekiyor. Her klinik onlara 3 puan veriyor ve yaklaşık.
Bu 25 puanı almak için 8 ya da 9 kliniğe katılmanız gerekiyordu. Biz de yaklaşık mesela 10-12 klinik düzenlemek zorundaydık ki bu 8, şimdi mesela benimle siz bir sorun yaşayabilirsiniz bu doğrultuda, iki tanesini kaybedip devam edemeyebilirsiniz; sonra ortada kalmayasınız diye, mesela “tamam 8 tane koymayalım, 9 tane sabit koyalım ki kim 9’una geldiyse gelsin” diyemedik. Biz 12-13 klinik planladık; ya da 4 tane, kim neyse mesela biz kabul ettik, dedik ki 8’i de varsa gelmiş olsun, tamam, zavallının puanını da hesaba katalım.
Ve bir süre böyle ilerledik. Çocuklar gerçekten hızlı bir şekilde iş birliği yaptı. Mesela bir gün Majid Sharifi’den rica ettim, bir sınıf, mesela çocuklar için kendi kulübünde bir sınıf koyalım; bizi çok güzel ağırladı, gerçekten o gün çok büyük yardım etti. O kliniği en iyi şekilde organize etti; derece iki için, evet, derece 3’ten derece 2’ye jumping yükseltmesi için. Mehdi Jamshid’den birkaçını rica ettim; kardeşimden işin ustasıydı ve sanırım bir kez de uyumlu oldu.
Bir kez programını mesela kendimiz yapıyorduk. Bir kez de dedim ki ulusal kuralları anlatıp açıklayalım. Morteza Selsele Zakerin bir dizi genel jumping kuralı talep etti; bence çok da iyiydi ama ilgi az oluyordu tabii, bu kliniklere benim düşündüğümden çok daha fazla derece üçlünün gelmesi gerekiyordu ama toplamda sanırım 17, 18, 20 kişi gelmiyordu, bu işi sürdürmek için; bunun yanında biz de derece üç koyuyorduk, öte tarafta beride.
İki kez bu kişilerin yanında bulunduktan sonra, birkaç şehre gittiklerini ve giriş testi aldıklarını söylediler. Mesela test talep eden 30 kişiden 30’u da elendi; yani sorularımız hakkında hiçbir bilgileri yoktu. Binme tarzları farklıydı ve yerel olarak binicilik yapıyorlardı vb. Sonra federasyonun yıllık toplantılarından birinde şikâyet ettiler ve o başkanlardan biri çok öfkeliydi; hepsi elenmişti ve sonuç şu oldu ki, o genel kurulda karar verdiler.
Beş ön hazırlık kliniği çocuklar için düzenlesinler ve ardından onlardan sınav alsınlar. Hatta ne yapmak istediğimizi, ısınma yöntemi nedir ve bilmem, bu sınavını yaptığımız esasları beş gün içinde anlatsınlar ve sonra onlardan sınav alsınlar. Bu beş klinik de yükümüze eklendi ve size anlattığım, en başta da mekânsız ve uygun yer olmadan hiçbir şeyin, olmadan dediğim mesele.
Kulüp olmak, federasyon bu konuda çok rol oynadı. İmkânlar, bu klinikleri hem 3. derece antrenörlük hem de 2. derece antrenörlük için düzenlememize yetecek kadar zordu. Bu doğrultuda, mesela belgelerinin üzerinden üç yıl geçenler yeniden eğitim isterler ve ikinci kez de kulağınızın açık olması gerekir. Yeniden eğitim ağır bir iştir, şakaya gelmez ve yapılmalıdır; ama elimizdeki imkânlar ve koşullar bunun ilerlemesine izin vermiyordu.
İkinci derece için klinik düzenleyemedik ve öylece kaldı. Evet, doğru söylüyorsunuz, yapılmadı; ama nedeni şudur, size söylüyorum, ne şartlarımız vardı ne de çocuklar 2. derece kliniklerini ilgiyle karşılıyordu. Bir grup antrenör gerçekten bizimle iş birliği yaptı, ama toplamda biz bir iki ya da üç tanesini ancak bu şekilde götürebiliyorduk. Mesela kulüp olan.
Tam gün süren klinikleri düzenleyebilelim; siz de gitmişsinizdir ve bilirsiniz, sonuç vermesi için sabahdan akşama kadar çalışmak gerekir. Sebep buydu. Gerçek şu ki, şimdi kabul ederler mi bilmem ama mantıklı. Şimdi aklıma gelen bir soru var: Siz, şimdi Antrenörler Komitesi başkanı olarak, bu birkaç yılda eğitmen yetiştirmeyi düşünmediniz mi? Yani siz, ilk üç yılda bunun bir mücadele olduğunu anladınız; şimdi birkaç aday belirleyip eğitmen yetiştirelim. Neden? Çok önemli konulardan biri de.
Dr. Khalili’nin sürekli üzerinde durduğu hususlardan biri eğitmen yetiştirmekti. Bu konudaki tartışma şu ki, Dr. Khalife bu meseleye inanılmaz derecede hassastı ve sürekli bunun gerçekleşmesi gerektiğini söylüyordu. Bizim 4 eğitmenimiz olmamalı; ama ben şahsen bu konuda şuna inanıyorum: Eğer araştırırsanız, Dünya Binicilik Federasyonu’nda da araştırırsanız, dünya çapındaki eğitmenlerin sayısı da çok azdır; çünkü bu kadar önemli ve uzmanlık gerektiren bir iş, binicilik eğitimi ve üstelik binicilik eğitimi antrenörlüğü eğitmenliği için, eğitmeni hızla yetiştiremezsiniz. Yani bu da mümkün değil. Biliyorsunuz, iyi eğitmen gerçekten iyidir; deneyimli olmalıdır, çok soru üzerinde zaman harcamalısınız.
Arkadaşlarımızdan Sayın Hashem Zanuyi, Sayın Arin Shadman, oradaki Sayın Aflatounian Kerman, Sayın.
Diğer arkadaşlarımızdan biri olan Amir Ebrahimi Kerman’dan da tekrar rica ettik ki o bölgelerde planlama yapsın. Hatta bu klinikler şehirlerin geneline yayılsın diye, orada 3. dereceye sahip olan ve aktif olup çalışan çocuklardan, o illerdeki klinikler için yararlanalım ki onları da yavaş yavaş işe katalım. İlgi gösterildi, evet, bu genç çocuklardan bir kısmı ilgi gördü; kastettiğim daha genç kuşağın, yani çocukların kendi şehirlerinde olanları.
Kendi yerli antrenörlerine pek sıcak bakmıyorlardı. Bu olursa, gitmek zorunda kalıyorlardı. Evet, iyi bir şey değildi. Mesela, onun benimle iki yıl önce bir temas kurduğuna dair konuşmalar duyuyorduk; ben sadece onun dersine gitmemiştim. Neden gitmedin? O, bugün öğretmen olarak senin kişisel antrenörün artık değil. Orada öğretmen olarak derse gitmek gerekiyordu. Büyükelçilik de mesela, istemesen de faydasızdı, gitmek zorundaydın. Tabii ben de dedim ki, yaşanan tartışmalara bu gerçekleri eklediğin için çok teşekkür ederim, ama gerçekten.
Bir sorundu. Sonraları mesela bir yere birini göndermek istediğimizde, özellikle bu adam gelmesin diye ısrar ediyorlardı. Şimdi ben de sonunda kötü bir huyum var; olay şöyle değil ki siz “bu adam gelmesin” deyince, çünkü üç binici bunu sevmiyoruz dedi diye. Kendi şehirlerinde olan deneyimli bir adamdan yararlanmaları gerekiyor. Eğer bu yılları kullanmayı düşünmezlerse, bari şimdi kullansınlar.
Çünkü başka çare yok. Eğer bu adam gelmezse, biz buradan yeniden bir uçak bileti alıp başka bir kişiyi sizin şehrinize göndermek istersek, masraflar çok artıyor ve bu işte gecikme oluyor. Son zamanlarda Sayın Mehdi Bakhtiyari iyi işbirliği yaptı. Onu birkaç şehre gönderdik, çok yardımcı oldu. İsimlerini şimdi belki unutmuş olabilirim, özür dilerim, ama gerçekten çocuklar yavaş yavaş iyi işbirliği yaptılar; Bayan Ghazaleh Mantezarem ile de bizimle iyi işbirliği yaptılar. Nihayetinde o.
Üniversitede ders veriyor ve bilgisi çok iyi, çok yardımcı oluyordu. Birkaç ile gitmesi istendi, mesela Ahvaz’a gitti. Düzenledikleri sınıflar çok iyiydi. Genel olarak, son yıllarda gelen genç nesil, şimdi Arman sertifika aldı ve çalışıyor; işbirliklerini bizimle eski nesle göre daha fazla yapıyorlar, eski nesil ise gerçekten işbirliği yapmadı. Şimdi maalesef bu bir sorun.
Bence bu, eğitim ve öğrenim tarzı ve üslubundaki görüş ayrılıklarından kaynaklanıyor; maalesef bu anlaşmazlığın kurbanı binici ve binicilik toplumu oldu. Bir sonraki soru, senin de kesinlikle uğraştığın bir sorunla ilgiliydi: antrenör giriş sınıflarına, yani aslında antrenörlük kliniklerine kabul şartlarından biri olan beş yıllık çalışma geçmişi meselesi. Evet, pek çok yerde bunun uygulanmadığını biliyoruz; yani mesela bir kurul size, onun beş yıllık iş tecrübesine sahip kişilerden biri olduğunu yazmış. Sonra atın yanına yaklaştığınızda, aslında bunun altı ay ahırda olduğunu anlıyorsunuz.
Daha sıkı olmalı. Neden olabilirdi, ama bir kez daha bunu size açıklamam gerekiyor: birkaç yıl önce Tahran’da bir toplantı düzenlenmişti. Tahran eyaletinde, artık federasyonlar ve heyetlerin her yıl düzenlemesi gereken genel toplantıya herkes katılıyor; spor teşkilatı uzmanları da mutlaka حاضر oluyor. Sizle benim görüşümüze göre daha sıkı olmaları gerektiğini düşünenlerden biri.
Spor dairesindeki uzmanlardan biri, “Aslında neden bu 5 yılı koydunuz?” demişti. Bunu da açıklayayım; sanırım antrenörlük kursuna katılmak için 6 haftalık bir maddemiz var. Bunun 4-5’ini spor teşkilatı bize olması gerektiğini söylüyor. Bunlar spor teşkilatının olması gereken kuralları. Bir kişinin diploma sahibi olması gerekiyor. Bir kişinin diploması yoksa, ona antrenörlük alabilirsiniz. Uyuşturucu kullanmama geçmişi bir şey, her branş için bizim federasyonun eklediği teknik şeyler, eklediği.
Örneğin antrenörlük yaşını, bir yıl hatırlıyorum, 25 yaş olarak belirlemiştik. Çok uğraştık ve bu yaşın branşımız için fazla olduğunu, bunu 20 yaşa düşürebileceğimizi söyledik. Yazı yazdık ve bu değişikliğin atçılık federasyonuna uygulanmasını kabul ettiler. Bu 5 yıllık geçmişi Atçılık Federasyonu için koyduk, çünkü diğer branşlarda bu yoktu; ama biz dünyanın en zor sporunu yaptığımızı söyledik. Tam olarak dünyanın en zorlu ve en çetin sporlarından biri ve bunu herkes biliyor.
Nasıl bu kadar kolay antrenörlüğe girilip belge alınabilir? Daha yeni bu 5 yılı koyup filtreledik ve 5 klinik daha ekledik; buna rağmen iş seviyesi ve bilimsel açıdan koşullar yine de tatmin edici değil. Ama bunu bile kurum bize eksik gördü; neden diğer sporlardaki gibi isteyen herkes gelip sınava girmesin, geçerse gitsin? Mesela Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın atçılık sporuna bakışı, aslında hiçbir şekilde öncelikleri arasında olmadığı yönünde.
Gittiğimiz Asya Oyunları'nda Bakanlığın hiçbir yetkilisi yarışmalarımızın yapıldığı yere gelmedi. Sanki onlar için hiç önemli değilmiş gibiydi. Sizin söylemeniz, bunun ulusal düzeyde bile böyle olduğu; ama bize göre belki daha da zorlaşması gerekebilir, ancak bu konuda çok büyük bir direnç var. Kendi bakış açımızla bakmamalıyız; başka bir açıdan bakınca birçok kişi neden bu kadar zorlaştırıyorsunuz diyor?
Biz diyoruz ki, giriş testine girmek isteyen biri gerçekten 4 ya da 5 yıl bu işin içindeyse, giriş testini çok rahat geçebilir. Tam da bu yüzden sağdan soldan bize neden bu kadar sıkı davranıyorsunuz diye baskı yapılıyor. Mesela bizim şehirde antrenör yok ve siz geldiniz, 20 kişiden sadece 3 kişi geçti. On kişi zayıftı ve geçemedi; sınavın çok zor olduğunu söylüyorlar.
Bu kadarını söylüyorum; kurulların başkanlarıyla ve kurullarda çalışan yetkililerle bazen bu tartışmaları yaşıyoruz. Bu mesele, bizim kendi bakış açımızdan bir şeye bakmamız gibi değil; ama pratikte öyle şeyler oluyor ki birçok şeyi manipüle edip daha zor ya da daha kolay hale getiremiyoruz. Bazen bu filtroyu daha da artırıyoruz ve öyle bir hacimle karşılaşıyoruz ki, aslında gerekçe göstermeden bunu kanunla önleyemeyiz diyorlar. Kanuna göre beş yılı da kaldırırsanız doğrudur.
Biliyorsunuz, bazen bu şeyleri yavaş yavaş tedbirlerle ekledik; ama bunu daha da zorlaştırmak yine ayrı bir süreç ve belki bana göre de biraz daha zor olması gerekiyor. Fakat ilçelerde özellikle profesyonel spor yapılmıyor ve buralarda sıradan binicilik yaygın. Bunu zorlaştırıp sonuç alabilmek çok zor.
Evet, maalesef dediğiniz gibi bu birkaç yılda yaklaşık 500 kişi üçüncü derece antrenörlük kartı aldı. Evet, diyorum daha da fazladır; ama mesela bu birkaç yılda 500 küsur kişi eklendi. Bunu mutlaka duyduğunu düşünüyorum.
Verilen bu belgelerin çoğunun işlevi sadece Instagram sayfasında ya da iş ofisinde olmuş ve fiilen bir çıktı vermemiş. Ama atçılık toplumunda üçüncü derece antrenörlük belgesi alma konusunda çok büyük bir heves var. Çok kişiyi gördüm; o belgeyi aldıklarında sadece o belge ve antrenman zamanı için almışlar, bilgi düzeyini yükseltmek için çaba olmamış ve aslında amaç.
Diğer birçok şehirde bir binicinin hedefi sadece 3. derece belgesini almaktır. Sence bu sefer "koçluk" kelimesini 3. dereceden alsaydınız da bu seviye daha yukarı çıksaydı daha iyi olmaz mıydı? Ben 3. derece koça ihtiyaç duymuyorum; aynı 3. derece belgeyle yarışıyorum, öğrencilerim var, at alıp satıyorum ve pratikte artık eğitimsel bilgi peşinde gitmiyorum. Birçok kişi nasıl yardımcı oluyor, mesela yardımcı koç.
Eskiden, belki 7245 yılında, Mehdi Jamshidkhani İsfahan’a geldiler ve bize birkaç gün boyunca bir sınıf verdiler ve Federasyondan bir kâğıt verdiler. O zaman eğitmenlerin sorumlusu ile komite de aynıydı. O zaman Mehdi Jamshidkhani, Usta Jamshidkhani idi ve üstünde yardımcı olarak "yardımcı koç" yazıyordu, ama sonradan.
Bana göre bu, bir dizi yardımcı koçluk vermek için iyi olabilirdi. Bunu önermemde ve gündeme getirmemdeki temel amacım, diploması olmayanlar içindi; çok iyi binen ve profesyonel olan, iyi eğitim de verebilen bir grup binicimiz var ama bunların diploması yok. Eskiden okumuşlar ve hep atın içindeydiler, ders peşine düşmediler. Bu kesim için dedik ki, eğer bu yardımcı koçluğu verebilirsek çok iyi olur.
Koçluk şartlarını taşımıyor, ama şimdi bu belgeyle biraz da olsa eğitim verebilirler. Konunun peşine düştüğümüzde kurum karşı çıktı ve dedi ki, zaten bizim kurumsal şemamızda spor idaresinin spor teşkilatında böyle bir şey yok ve yardımcı koçluk da yok. Koçluk 3. dereceden başlayıp yukarı doğru gider; sonra 2. derece, 1. derece ve ardından uluslararası olur; bu meseleye de karşı çıktılar. Buna dair biz bu işi yapamayız, çünkü Federasyon kendi başına.
Bir kâğıt çıkarıp verse, bunun bir itibarı olmaz. Koçluk geçerliliği olması için bunun Spor Kurumu tarafından imzalanması gerekir. Şimdi bana göre burada, bazı teknik ve mesleki kursların koçluk için olduğunu açıklamakta sakınca yok; 12 oturum için ne kadar alıyorlar ve koçluk belgesi veriyorlar. Evet, arkadaşlar bilsin ki bunların hepsi hukuki geçerliliğe sahip değildir. Yani Allah korusun, ilanlardan birini gördüm; Binicilik Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile işbirliği içindeydi ve ben aradım, dediler ki efendim bunu ben takip ettiğim için.
Bakım gibi beceriler, ama o logo nihayetinde o belgeye bir ağırlık katıyor. Masoud canım, bununla ilgili belki bir madde koymuş olabilirlerdi, Teknik ve Mesleki Kurum ile Uygulamalı Üniversite işbirliğiyle, ama sadece o sınıfa katılım belgesi veriyorlar. Şimdi katılım sertifikası için, efendim mesela 4 saatlik bir madde yok ki, adam çok şey yapmış olsun, ama eğer.
Belge meselesiyse bu size bir "license" olarak verildiği anlamına gelemez. O sınıfa katılım söz konusudur çünkü çok kişisel bir beceridir. Yani eliniz anahtar tutmalı. Kesinlikle koçluktan çok farklıdır. Şimdi koçluk da hâlâ öyle, ama sen koçluk özelinde, uygulamalı üniversiteyle ilgili bu konuda özel bir cümle, özel bir işbirliği yok.
Ama kendileri farklı ilçelerde başlamışlar. Eğer bu belgeyle size ya da çocuklara bir şey olursa, mahkeme bilmiyorum, bunun resmiyeti yok. Bu mesele için koçluk belgelerini federasyonlar verir. Çok iyi bir noktaya değindiniz, çünkü birçok kişi bu belgeyi alırlarsa ve Allah korusun biniciye bir şey olursa, bunların hukuki sorumluluğu olur sanıyor. Oysa ben böyle bir şey olduğunu düşünmüyorum. Burada bir kez daha açıklayalım, koçum olsa ve sınıfta ya da eğitim sırasında bir şey olsa bile, öyle değil ki belgem var diye ben aklanayım.
Antrenörlük belgesi sürücü belgesine benzer. Ehliyetiniz olmadan araç kullanamazsınız; ama ehliyetiniz olduğunda araç kullanabilirsiniz. Allah korusun, bir kaza olur; ekspertiz gelir, polis gelir ve der ki sizin ehliyetiniz var mı? Evet. Onun da var mı? Evet. Tamam, o hâlde mesele çözülür. Sigortanız var mı? Evet, çözülür. Sonra da eksper, sizin ne kadar kusurlu olduğunuzu ve onun ne kadar kusurlu olduğunu belirler. %50, %50, %100, %0. Şimdi bu duruma bağlıdır. Aynen böyledir. Ama bazıları aslında tamamen belgenin de bu mesele gibi olduğunu düşünüyor.
Ehliyet gibidir. Sizde yoksa araç kullanamazsınız; ama ehliyetiniz varsa ve kaza yaparsanız ehliyet sizi aklamaz ve kusursuz hâle getirmez. Bak Masoud, benim şahsen şimdi üzerinde durduğum ve dışarıda sizinle de uzun uzadıya konuştuğumuz meselede, bu sporda bilimsel seviye ile belgecilik konusunu çok farklı görüyorum. Maalesef bu belge bilimsel seviye üretmiyor ve bu belgeler iyi, klinikler çok harika ama bizim daha fazlasına ihtiyacımız var.
Sürekli belge almak yerine bilim ve bilgimizi yükseltmeliyiz. Mesela örnek veriyorum, bir antrenör şimdi dışarıdan gelse, derler ki efendim, örneğin Mr. Mohsen bu sınıfa katılmış, iki saat mesela bu dersin içinde oturmuş; ona bir belge versinler, bir özgeçmiş olarak sertifika değil. Ama mesele belge olunca, bana göre bu “antrenörlük” kelimesinin ağırlığı biraz fazla geliyor. 3. derece belgesi var, 1. derece var, uluslararası derece var. Bu doğal olarak 1. dereceye yakışır; en az 20 yıl, 15 yıl çalışma tecrübesi olmalı.
Ama mesela 5 yıllık çalışma tecrübesi olan birinin 3. derece antrenörlük belgesi alıp kulüpte baş antrenör olması gerekiyor. Sonra o insanlar geliyor; biliyorsun, bu belgeye verilen değer bana göre biraz ağır geliyor, onlar da artık eğitim sistemini kapatıyorlar. Yani kendi içlerinde öğrenmeyi kapatıyorlar ve 2. dereceye ve 1. dereceye ulaşmak için çaba göstermiyorlar. Bilimsel seviyeleri yükselmiyor. Benim şahsen bu konuda eleştirim var. Belki sayı daha az olurdu ama eğitim kalitesi daha sıkı olurdu. En azından bizde.
10 yıl içinde 4 iş kazası geçirdik. Evet, doğru söylüyorsun Mohsen can, فقط bir konuyu tekrar unutma lütfen. Biz illerden gelen büyük bir baskı altındayız; “kesinlikle bize kurs açmanız lazım çünkü bizim belgeli antrenör belgesine ihtiyacımız var” diyorlar. Onlar neden diyor? Çünkü bütün beden eğitimi dairelerinde bir kural var: Bir kulüp kurmak istediğinizde mutlaka belgeli bir antrenör göstermeniz gerekir ki o kişi benim kulübümün antrenörüdür. Evet.
Ve bu mesele yüzünden ruhsat verme konusunda takılıyorlar. Eğer belgeli antrenörleri yoksa takılıyorlar ve bu işi yapmadan, bir antrenör belgesini getirip koymadan hikâye ilerlemiyor. Demek ki bu mesele, sürekli birilerinin belge sahibi olmaya çalışmasına yol açtı. Şimdi bu bir konu, bunu bir kenara bırakalım. Siz bir de belgecilik yanlısı bir toplulukla karşı karşıya olduğunuzda bir şey yapamazsınız. Bu topluluk üniversiteye de gider, üniversite diploması da alır ama iyi bir bilgiye sahip değildir, yüksek bir bilgiye sahip değildir.
Her zaman siz araştırırsanız, inceleme yaparsanız görürsünüz ki bir kısım belge peşinde. Şimdi biz kendi toplumumuzu, dünyayı işin içine katmıyoruz. Ben o topluluk içinde değildim ama burada yıllardır bunlar bir grup belge peşinde ve her yıl İran üniversitelerinden birkaç doktora belgesi çıkıyor. Dışarı çıkınca, içlerinden birkaçına mesela Sayın Doktor Ghasemi deniyor. Çünkü mesela doktora belgesi var, örneğin bina yapımıyla uğraşıyor, doktora var, araba alım satımı yapıyor. Peki bu neyi gösteriyor? Belge peşinde koşmuş ki “ben doktorum” desin.
Ama belki de kendisi şuna varmıştır: benim doktora bilgim yok, sadece belgesini almışım. Bu da bize şunu gösteriyor ki bir grup, siz ne kadar zorlaştırırsanız zorlaştırın, gidiyor; sınav için kendini uğraştırıyor. Giriş sınavımız ya da testimiz var, sadece o testte geçmek için başlıkları arıyorlar. Antrenörlük belgesi bana göre olmadı. Bana göre bu topluluk için bir şey yapılamaz.
Ne kadar zorlaştırırsanız zorlaştırın bunlar ikinci kez o belgeyi almak için geliyor. Yıllarca çalıştılar, yıllarca antrenörlük yaptılar ve mesela şu an uluslararası seviyede olabilirdiler, ama peşinde değillerdi.
Canım kardeşim, sen yıllarca bu belgeyi al ki bir yerde takılıp kalırsın; bize ne faydası var? İşimizi yaparız ve doğru söylüyorlar, pratikte onlara faydası yok. Kredi alamazlar, onlara bir uzmanlık tahsis edilemez, birine değil; ama onların yıllar önce peşine düşmesi gereken şeyi onlar peşinden gitmediler. Bu şeylerin peşine hiç düşmediler; belki de onların öğrencilerinin öğrencilerinin belgeleri vardır, onlardan ileridedir. Demek ki bu bir şey bana göre.
Bana göre bir kişinin belge peşinde gitmesi de olabilir, bilgi peşinde gitmesi, iyi deneyim peşinde gitmesi ya da başka bir şey peşinde gitmesi de. Ben inanıyorum ki, sizin sözünüze %100 katılıyorum; eğer biri bilgi belgesi peşindeyse ve bununla birlikte belgeyi de alıyorsa, içinde bulunduğu seviyeyi yükseltme açısından kendisi için ideal olur. Evet, mesela şimdi ne bileyim, birlikte çalışan çocukların üniversite diploması var ve yüksek seviyede eğitim veriyorlar ve binicilik ideal.
Bu çok iyi ama bunlar kaç kişi? O zihniyette kaç kişi var? Karşı taraftaki kişinin zihniyetine göre çok fazla şartlarımızı zorlaştırıp sadece az sayıda kişinin belge almasını sağlayamayız. Şimdi bu tamamen kültürümüzle ilgili. Mesela göç etmek istiyoruz, orada antrenörlük belgesi istiyoruz.
Diyorum ki belki göç dosyası için işine yarar ama pratikte kimse sizin belgenize bakıp size iş vermez. Binicilikte atın üstüne otur, bakalım; beceri beceridir zaten. Antrenörlük yapmak istiyorsan, deneyimli bir antrenörüm demek istiyorsan bir öğrencinin çalışmasının başında durman gerekir; ne yapman gerektiğini görmeliyiz, o öğrencinin eksiklerini görmeliyiz ki bu işi bildiğini anlasınlar. Doğrudur, bunu ne zaman görebilirsin? Yıllarca çalıştığında.
Sizin dediğiniz gibi deneyiminiz olsun, bilginin peşine düşmüş olun, bakış açınız açılabilir; ama siz görmemişseniz bin tane belgeniz olsa da göremezsiniz. Belge de olmasa görürsünüz. O halde bu tartışmanın gerçekten federasyon ve antrenörlük komitesiyle bir ilgisi yok. Bana göre biz bir koşul koyuyoruz; tamam, belli bir yere kadar filtresini sıkılaştırabiliriz, ama bir noktadan sonra artık yapamayız. Artık üniversite gibi, bu ülkede tıp bölümü gibi, zordur ama yine de biraz çaba gösterip tıp belgesini almaya gidebiliyorlar.
Onlar bina mühendisliği diploması alıyorlar ama aslında binalar hakkında iyi bilgiye sahip değiller. Maalesef eğitim kurumlarının mantar gibi çoğaldığını görüyoruz. Hatta binicilik alanında da, yanlış hatırlamıyorsam, Şehada Kulübü’nde bir uygulamalı bilimler üniversitemiz var. Yanlış hatırlamıyorsam, Bayan Montazemi’nin bir üniversitesi var ve bu üniversitenin bir şubesi de kendi derslerini orada yürütüyor ve kendi şartları var. Sizce, çünkü şimdi benim çok gördüğüm kadarıyla gitmişler.
Ben üniversitede antrenörlük bölümünde öğrenciyim. Bu bana göre çok akıl almaz bir şey; yani komik demek istemesem de, fiilen komik. Yani siz gidip mesela binicilik antrenörlüğü bölümüne girmişsiniz ama şimdiye kadar işin aslını görmemişsiniz.
Bu büyük bir sorundur ve ben de yıllardır bununla iç içeyim. Elbette şunu söyleyeyim, bunun Federasyon Antrenörler Komitesi ile bir ilgisi yok. Hayır, biliyor musunuz nasıl? Ben Federasyon Antrenörler Komitesi’nin yanı sıra üniversitede de öğretim üyelerinden biriydim. Bu yıllarda, plan yapanlar hata yapıyor. Bu iki uygulamalı bilimler bölümü gelmek istediğinde, ben bizzat At Yetiştiriciliği Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde lisans diplomamı aldım.
Ama o zamanlar bizde antrenörlük diploması ve buna benzer şeyler vardı; Binicilik Antrenörlüğü diye bir bölüm yoktu. At Yetiştiriciliği Üniversitesi’ne sahiptik. Evet, binicilik alanında çalışan bu çocukların çoğunda bizim diplomamız var. Kendi dönemim gerçekten çok ilginç bir sınıftı. Şu anda İran biniciliğinde işlerin başında iyi bir mevkii olan ve başarılı olan pek çok kişi, çocukların çoğu orada. Sonra size arz edeyim ki mezuniyetten sonra bir gün beni, ayrıca iki üç başka çocuğu da çağırdılar. At yetiştiriciliği gibi bölümleri biraz geliştirmek ve Federasyon’un altına almak istiyoruz. O toplantılardan birine ben katıldım ve getirdikleri filtreleme şartlarından biri buydu. Eğer biri bu sınıflara ve bu üniversiteye gelmek istiyorsa, koydukları giriş sınavının dışında bir de binicilik sınavı vermesi gerekiyordu.
Böylece bu sınıflara ve bu üniversiteye girebilsin. Bu hikâyeye belgeyle giriş değil. Giriş, mesela antrenör belgesi için; tabii antrenörlük belgesinin adı antrenörlük bölümüdür. Bunlar da zaten var; dün, cumartesi günüydü. Evet, dün Federasyon tarafından antrenörlük sınavı yapıldı ve bir dizi mezun öğrenciden sınav alıyorlar. Dediğim gibi, derece 3 antrenörlük için mezunlar adına ayrı bir sınavımız var. Almak istiyorlarsa sınava girmeleri gerekir.
O antrenörlük belgesi onlara bunları vermiyor. Biz ayrıca giriş testi sınavı yapıyoruz. Derslerini almıyoruz çünkü dersleri üç dört yıl boyunca bunlar gitmişler. Giriş sınavımız var ve final sınavlarını alıyoruz. Bu var; yani adından ayrı olarak öyle değil ki şimdi siz gidip size antrenörlük belgesi versinler. Adı sadece at biniciliği antrenörlüğü dalı. Bunu da insanların bilmesi lazım. Ama ben başlangıçta bunu mantıklı buluyordum; birisi üniversiteye gitmek istiyorsa, mesela siz Fransızca numaralı üniversiteye gitmek istiyorsunuz, birisi gitmek istiyor. İranlı çocuklardan birkaç kişi geçen yıl gitti. Bunlar binicilik testi veriyorlar, binicilikle ilgili bilgilerine göre. Şimdi birinin bilgisi mesela grup kısmında daha fazladır, mesela şimdi havuzda çalışabilir. Gidiyor o kısmı başlatıyor ve orada örneğin öğretim görüyor, eğitim alıyor. Biri antrenörlük yapmak istiyor, gidiyor antrenörlük yapıyor. Binicilik, dünyanın binicilik okulları; biz de onlardan burası için bir model almıştık.
Ama yavaş yavaş, ülkenin diğer dalları gibi, birçok dalın üniversite sınavı kaldırıldı. Şimdi siz birçok üniversiteye sınavsız kayıt olup katılabilirsiniz. Eskiden bütün bölümlerde üniversite sınavı vardı. Evet, ama artık üniversite sayısı o kadar arttı ve öğrenci o kadar azaldı ki o ilk filtreyi kaldırdılar. Şimdi yurt dışında durum böyle. Yurt dışında genellikle üniversite sınavı verdiklerini duymuyorsunuz ama çıkış filtresi çok sıkı ve sert. Üniversite sınavı da kaldırılmış. Genellikle bu ülkenin diğer önemli dallarıyla aynı oranda, at yetiştiriciliği bölümü, önlisans ve şimdi lisans yetiştiriciliği bölümü vardı; eskiden üniversite sınavı vardı, şimdi birkaç yıldır sınavsız.
Aynı şekilde antrenörlükte de, sınavı kaldırmalarının yanı sıra o binicilik testini de kaldırdılar. Neden? Çünkü öğrenci alsınlar ki işleri üniversite olsun ve canlansın. Bu benim elimde değildi ve ben karşıyım. Her zaman spor uzmanı olarak karşıydım. Bu yıllar boyunca orada hep ders veriyordum. Ama o da öyle. Mesela ben bir öğretim üyesi olarak oraya gidip ders veriyorum; mesela sınıfımda 20 kişi varsa.
14’ü hiçbir şey bilmiyor, 6’sı çok iyi. Mesela bu altı kişi binicilik yapmış ve bu alanda eğitim almak isteyen biniciler olabilir. Bu konuyu bilimsel olarak takip ediyorlar. Benim için çok iyi. 6 kişiyi teşvik ettim. Çok çok iyi. Dedim ki dostum iyi, neden? Çünkü pratik yapan biri teoriyi de öğreniyor. Geçmiş yıllarda çoğumuz teoriyi öğrenmedik. Hep pratikti. Başka ne öğrendik? Teori öğrenmek çok yardımcı olabilir. Aynen öyle, ama pratikte iyi olan ve temel becerisi bulunan biri için.
Ama bu filtreyi kaldırdıkları için sizin söylediğiniz olay evet var ve ben de yıllardır onunla uğraşıyorum. Yani ben dönem sonu sınavını almak istiyorum. Almak istiyordum, şimdi bunları ne kadar zorlaştırmam gerektiğini bilmiyordum. Çünkü bilirsiniz, gerçekten antrenörlük yapmak istemeyen öğrenciler vardı. Matematik-fizik bölümü yok bunların. Buyurun buraya. Bilirsiniz, gerçekten de bunu geçerlerdi. Bu bölümü mesela eleyip sonra özetle bir sonraki dönem de sunulamazdı.
Bu topluluktan sınav almak gerçekten çok zordu; ne kadar zorlaştıracağınızı bilemezsiniz. Bunu ben de yıllardır yaşıyorum ama bu antrenörler komitesiyle ilgili değildi.
Şimdi size son soruyu sormak istiyorum. Son dersimden önce sormak istiyorum; bir noktayı söyleyeyim, sizin ilk başta çok kapsamlı anlattığınız aynı şey hakkında ve umarım bu iş gerçekleşir. Çünkü ben geliyorum, bu antrenörlerin derecelendirilmemesi, yani sitede antrenör listesi görmemek... Şimdi, büyük bir listeyle karşı karşıya kalmamızın yanı sıra keşke bunlar derecelendirilse, yani yıldızlandırılsa. Mesela üç yıldız, beş yıldız, aynı skala içinde.
Üçüncü derece: Neden bu birkaç yıl içinde kendilerine belge verdiğimiz kişiler üzerinde denetim yapmadık? Siz fiilen üç yılda bir yeniden eğitim kursu yapıyordunuz; bunu ben şahsen kabul etmiyorum. Birinin yeniden eğitimi, ancak bu birkaç yıl içinde üzerinde bir de izleme yapılmışsa anlamlıdır. Peki bu denetim neden yoktu? Aslında gerçeği bilmek istersek vardığımız nokta şu: Bizim orada denetçimiz yoktu. O yüzden bu noktaya geliyoruz; yoksa gerçekten yok değildi.
Denetçi sahibi olmak istediğinizde, bunun için ücret ödemeniz gerekir. Denetçi ücretsiz denetim yapmaz ve uzman bir kişiyi işe almanız gerekir. Denetim maliyetlidir; denetçilerin maaş istemesi gerekir ve federasyon denetçisi olmaları için bir gelirlerinin olması gerekir. Yarışmalarda belirli bir seviyeden itibaren federasyon denetçisi gerekir. Bu denetçi hakemler ve uzman kişiler arasından seçilir; bu seviyedeki yarışmalarda denetçi olarak seçilebilirsiniz.
Denetim ücretsiz değildir ve denetçilerin ücretsiz çalışmasını bekleyemezsiniz. Hayatın bir maliyeti var ve federasyon 20 denetçiye maaş verip denetim yaptıracak durumda değil. Siz bu konuyu düşünmüştünüz. Evet, örneğin bir kez, her üç yılda bir yeniden eğitim yapmak yerine, dereceyi korumak için seviye yükseltme klinikleri düzenlenmesi önerildi.
Bizim önerimiz, üç yıl boyunca 3. derece belgeli antrenörlerin her yıl 4 kliniğe katılmak zorunda olmasıydı. Bizim görevimiz yılda 8 klinik düzenlemekti ve siz bunların 4’üne katılmalıydınız. Üç yıl sonra bu site, kliniklere katılarak kartınızın yenilenmesine izin veriyordu.
Siz her yıl 4 kliniği tamamladığınız için, üçüncü yıl geldiğinde kartınız otomatik olarak yenileniyordu. Bu öneriler gündeme geldi ve bunlar üzerinde düşünüldü, ama fiilen uygulanmadı. Ya bütçe yoktu ya da başka sorunlar vardı. Bir kez de sertifikalı antrenörler için kimlik kartı çıkaralım dedik. Yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir kart.
Federasyonun kimlik kartı çıkarmasını söyledik ki kulüp antrenörleri kendilerini tanıtabilsin. Eğer biri bir usulsüzlük yaparsa, federasyon uyarabilir; dinlemezse onu eler.
Ama bunun için belirli şartlar gerekiyordu. Antrenörleri kimlik kartı olmadan nasıl tanıyabilirdiniz? Bu konu üzerinde uzun süre çalışıldı. Cihazlar geldi, ama gerekli özel kâğıt bulunamıyordu. Birçok sorun vardı. İşin içine girdiğinizde birçok sorun olduğunu görüyorsunuz. Bunlar hakkında konuşmak kolay, ama uygulamak zor.
Ben bir sorumlu olarak her zaman “Ben başkan değil, sorumluyum” demeyi severdim. Antrenörler komitesi sorumlusu. Kimlik kartım olsaydı kendimi tanıtabilirdim. Ama biri sizi tanımıyorsa, kimsiniz diye açıklamanız gerekir.
Kimlik kartına sahip olmak suistimali önleyebilirdi. Ancak sahte olmayan bir kart üretmek zordu. Kolayca kopyalanamayacak özel kâğıt ve çipe ihtiyaç vardı.
Birçok sorun vardı ve sözleşmeler şikâyete konu oluyordu. İşe girdiğinizde, çok fazla sorun olduğunu görüyorsunuz. Ama dışarıdan onlar hakkında konuşmak kolay. Bu toplantıyı düzenlediğiniz için teşekkür ederim; belki bazılarının bakış açısını açar.
Bizim gittiğimiz süreçte, ne yazık ki sadece belge önem taşıyor. Eğitim seviyesi ve eğitim modeli de önemli. Siz çok emek verdiniz ve ben bunu önceden biliyordum. Tüm bu emeklerle birlikte, gelecekte yeni ırklar üretmeyebiliriz.
Her zaman sağlıklı olmanızı diliyorum ve bu mekânı bize sağlayıp iyi bir kayıt yapmamıza imkân tanıdıkları için Bank kulübündeki Pardis mağazasına teşekkür ediyorum. Eğer söylemek istediğiniz son bir şey varsa, dinlemeye hazırım. Bu toplantıyı düzenlediğiniz için teşekkür ederim. Belki birçok kişinin soruları vardır ve kolayca cevap alamıyorlardır.
Bu yıllar içinde çok açıklama yaptım ve lütfen antrenörlük şartlarını siteye koyun ki isteyen herkes bilgi alabilsin. Umarım bu tartışmaların yardımıyla bakış açılarını açabiliriz. Her zaman söylemişimdir ki, ne zaman şartlar oluşur ve antrenörün etkili olabileceğini görürsem, eğitim ücretini öderim.
Yurt dışına seyahat eden arkadaşlar, şu anda nerede olduklarına razı olmamalıdır. Eğer her şeyi bildiğimizi ve olgunlaştığımızı düşünürsek, ilerleme kaydedemeyiz. Binicilikte eğitimin sonu yoktur ve öğrenilecek her zaman yeni şeyler vardır.
Arkadaşlar ilerlemeyi ve eğitimi aramalıdır. İran’daki profesyonel ve üst düzey antrenörlerin hiçbirinin, onlara soru sorarsanız cevap vermeyeceğini düşünmüyorum. Ama soru sormayan ve bilgi almayan çok kişi var. Akıllı bir insan başkalarının deneyimlerinden yararlanır.
Her şeyi kendi başına deneyimlemek isteyen biri akılcı davranmıyordur. Arkadaşlar, binicilik sisteminin ilerlemesi için kıdemlilerin ve önde gitmiş olanların deneyimlerinden yararlanmalıdır. İlçeler daha fazla zaman ayırmalı ve antrenör davet etmelidir.
Federasyonun bir melek-i necât gönderip dört belge vermesini beklememeliyim. Bence bu, kendi aleyhlerine çok olmuş. Yine de zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Umarım nerede olursanız olun sağlıklı ve esen olursunuz. Teşekkürler, iyi günler. Hoşça kalın.
Radio چهار نعل’in bu bölümünü dinlediğiniz için sonsuz teşekkür ederim ve umarım sizin için faydalı olmuştur. Bir kez daha tekrar ediyorum, Radio چهار نعل’i yorumlarınızdan mahrum bırakmayın. Bir sonraki bölüme kadar, hepiniz hoşça kalın.
Atlarınızın bakımına dikkat edin.